Metis’e Dair
Metis Yayınları 1982’de kuruldu. İlk yıllardan itibaren araştırma, sorgulama, tartışma ve öğrenme isteğini yayıncılığın merkezine aldı; 1987’den sonra Türkçe ve çeviri edebiyatı da yayın programına kattı. Aşağıdaki seçki, yayınevinin kitap, okuma, eleştiri, düşünce ve ifade özgürlüğü etrafında geliştirdiği kampanyaları günümüzden geçmişe doğru izliyor.
Günümüzden Geçmişe
Metis’in yayıncılık serüveninden öne çıkan bazı dönemler ve kampanyalar.
Yirmi Yıllık Birikim
Metis’in 20. yılı, yayınevinin yalnızca kendi kadrosuyla değil; yazarlar, çevirmenler, editörler, tasarımcılar, kitapçılar, dağıtım çalışanları ve okurlarla birlikte oluşan uzun soluklu bir ortak emeğin bilançosu olarak ele alındı. Kaynak sayfa, bu döneme katkı veren yüzlerce kişiyi tek tek anıyor. Abidin Dino, Adalet Ağaoğlu, Ahmet Cemal, Aksu Bora, Ayşe Buğra, Bilge Karasu, Celil Oker, Ece Temelkuran, Elif Şafak, Engin Geçtan, Fatih Özgüven, Füsun Akatlı, Gündüz Vassaf, Jale Parla, John Berger, Latif Demirci, Latife Tekin, Leyla Erbil, Murat Belge, Murat Uyurkulak, Murathan Mungan, Nezihe Meriç, Nilüfer Göle, Nurdan Gürbilek ve Onat Kutlar bu geniş katkı ağında öne çıkan isimlerden bazıları. Yayınevi özellikle kitapçı ve dağıtım çalışanlarının emeğini ayrı bir yerde anıyor. Bu bölümün temel duygusu, yirmi yıllık yayıncılığın tek bir kurumun değil, farklı kuşaklardan çok sayıda insanın ortak birikimi olduğudur. Okurlar ise Metis’in devam edebilmesini sağlayan asıl güç olarak tanımlanıyor.
Hayat Bunlardan İbaret Değil
1998 kampanyası, dönemin Türkiye’sinde gündelik hayatı kuşatan siyasal gerilim, şiddet, yolsuzluk, toplumsal kutuplaşma ve bezginlik duygusundan hareket ediyor. Metis, bu yoğun gündemin içinde düşüncenin ve kitabın kolayca geri plana itilebildiğini söylüyor. Kampanyanın ana cümlesi “Hayat bunlardan ibaret değil. Yeter ki ötesine bakabilelim. Kitaplar bunun için var.” fikrini taşıyor. Burada kitap, gerçeklikten kaçış aracı olarak değil; manzaranın arkasını okuyabilmenin, dayatılan gündemin dışına çıkabilmenin ve başka ihtimalleri düşünebilmenin bir yolu olarak görülüyor. 1999 İzmit depremi, siyasi cinayetler ve toplumdaki militaristleşme eğilimleriyle bu ruh halinin sonraki yıllarda da ağırlaştığı belirtiliyor. Metis’in vurgusu, direnme gücünün ancak görünenin ötesine bakabilmekten doğabileceği yönünde. Bu nedenle kampanya, kitaba gündelik hayat içinde yeniden yer açma çağrısı niteliği taşıyor.
Hayaller Fikirler Sorular
Metis, 15. yılında geçmişine baktığında yayıncılık çabasını üç ana tema altında topluyor: hayaller, fikirler ve sorular. Hayal kurmak, olağan gidişatın sınırlarını zorlamak ve yaratıcı davranmak yayınevinin önem verdiği ilk eksen. İkinci eksen, fikirlerin dolaşımı, zihinsel alışveriş ve eleştirel düşüncenin zaman içinde bir alışkanlığa dönüşmesi. Üçüncü eksen ise hiçbir yerleşik düşüncenin eleştiriden muaf olmadığı fikri; bu nedenle sürekli soru sormak ve verili kabulleri yeniden incelemek gerektiği savunuluyor. Kampanyada 1929’da İstanbul semalarında görülen bir zeplin simgesel bir görüntü olarak kullanılıyor. Zeplin, bir yandan insan yaratıcılığını ve özgürlüğünü temsil ederken diğer yandan Türkiye’nin fikir, tasarım, teknik ve kültür üretiminde dışarıya bağımlılığına ilişkin eleştirel bir hatırlatma işlevi görüyor. Metis burada kendisini ana akıntıya bütünüyle karşı duran bir yapı olarak değil, zamanla yeni alt akıntılar oluşturabilecek fikirlerin taşıyıcısı olarak konumluyor.
Düşünce ve İfade Özgürlüğü
1995, Metis’in tarihinde düşünce ve ifade özgürlüğü temasının en görünür olduğu yıllardan biri. “Hemen Şimdi Herkes İçin” başlıklı ortak kampanyada Metis’in de aralarında bulunduğu 22 yayınevi, ifade özgürlüğünün yalnızca yazarlar ve entelektüeller için değil herkes için gerekli olduğunu savundu. Aynı yıl editör Müge Gürsoy Sökmen, yayımlanmış Metis kitaplarından farklı sesleri bir araya getirerek “Belleksiz Toplum Yoktur” başlıklı bir kolaj hazırladı. Kolajda Yıldırım Türker, Murathan Mungan, Ortega y Gasset, Bilge Karasu, Walter J. Ong, Oruç Aruoba, Paul Feyerabend, Ertuğrul Oğuz Fırat, Kate Millett, Ursula K. Le Guin, Olivier Abel, C. Lévi-Strauss ve Anne Phillips gibi birbirinden farklı yazar ve düşünürlerin cümleleri yan yana geldi. Metis, bu farklı seslerin rastlantısal bir toplam olmadığını; bir yayınevinin kişiliğinin, yayımladığı kitapların ve yazarların zaman içinde kurduğu ilişkiden doğduğunu söylüyor. Böylece bireysel ve toplumsal hafıza, çoğulluk, eleştirel düşünce ve özgür ifade aynı yayıncılık yaklaşımının parçaları olarak birbirine bağlanıyor. 1995 bölümü, Metis’in kültürel yayıncılığı demokratik kamusal alanla doğrudan ilişkilendirdiği en açık örneklerden biri.
Okuyan Birey, Düşler ve Edebiyat
1992’de “Aa! Kitap Okuyor” kampanyası, bir önceki yılın okuma temasını sürdürdü; posteri karikatürist Latif Demirci hazırladı. Kampanya, kitap okuyan kişinin gündelik alışkanlıkların içinde neredeyse “özel bir tür” gibi görülmesini mizahla ele alıyor ve okumayı bir zorunluluk ya da üstünlük işareti olarak sunmuyor. 1993’te ise Metis daha kırık ve bezgin bir toplumsal ruh halinden hareket ederek okumanın düşlerle ve hayal kurmayla ilişkisini öne çıkardı. Don Kişot’un okuduklarından etkilenerek başka dünyalar kurabilen figürü bu yaklaşımın merkezindeydi. O yılın kataloğunda Bilge Karasu, Murathan Mungan, Latife Tekin ve Juan Goytisolo‘nun okuma üzerine metinlerinden bölümler yer aldı. Mungan okumayı sınırsız bir merak ve kitaplarla çevrili bir hayat hayali üzerinden anlatırken, Tekin okuma sırasında anlamın ve görmenin tuhaf ilişkisine dikkat çekiyordu. Karasu, okurun kitabı araması kadar kitabın da okuru bulabileceğini düşünürken; Goytisolo, güçlü edebiyatın yalnızca mevcut okura seslenmediğini, kendi okurunu da yaratabildiğini savunuyordu. Bu bölümde kitap, gerçeklikten uzaklaşma değil, düş kurma ve dünyayı yeniden yorumlama imkânı olarak ele alınıyor.
Ki-tap o-ku-yor
1991’de hazırlanan “Ki-tap o-ku-yor” kampanyası, Metis’in okuma eylemine nasıl baktığını anlatan en karakteristik çalışmalarından biri. Posterde Balthus‘un “Katya Okuyor” resmi kullanıldı; tasarım ise Metis editörlerinden Semih Sökmen‘e aitti. Başlığın hecelenmesi, okurun çocuklukta harfler, işaretler ve anlam arasındaki ilişkiye ilk kez şaşırdığı dönemi yeniden hatırlatmayı amaçlıyordu. Metis’e göre okumak toplu bir görev değil, son derece kişisel ve bireysel bir seçimdir; kişinin gündelik hayatın akışından ayrılıp kendi kendisiyle kalabilmesini gerektirir. Bu nedenle yayınevi kitaplarını soyut bir “kitleye” değil tek tek bireylere seslenerek yayımlamayı tercih ettiğini anlatıyor. Çok okudukça metinlerin şaşırtıcılığını kaybetme ve otomatik okumaya geçme tehlikesine de dikkat çekiliyor. Okumanın asıl keyfi ise, yıllar sonra bile okura çocuklukta kaybettiği şaşkın bakışı geri verebilen metinlerle karşılaşmakta görülüyor.
Kitabı Geri Getirmek ve Yayıncı Dayanışması
1985’ten itibaren Metis’in anlatısında yayıncılık, okur, dağıtımcı ve kitapçı arasındaki kopmuş ilişkiyi yeniden kurma çabasıyla birlikte ele alınıyor. “Kitabı Geri Getirelim” kampanyası Akıntıya Karşı, 4 Eylül, Hil, İmge, İnsan, Kadın Çevresi, Kaynak, Metis, Nisan, Öncü, Sokak, Sorun, Sungur, Toros, Yazın ve Yol olmak üzere 16 yayınevinin ortak girişimiydi; kampanya metinlerini Celil Oker yazdı. Ardından Can Yayınları’nın yayımladığı, Fatma Aylin Sağtür‘ün çevirdiği Henry Miller‘ın Oğlak Dönencesi kitabının yasaklanması yayıncıları yeniden bir araya getirdi. Kitabın imha kararına karşı 39 yayınevi ortak tavır aldı; dava sürecinde yayıncıları 25 gönüllü avukat savundu ve süreç 1989’da beraatle sonuçlandı. Aynı dönemde Gaye Boralıoğlu ve Ayşegül Devecioğlu‘nun hazırladığı Kara Kitap, Eskişehir ve Aydın cezaevlerindeki açlık grevlerinin öyküsünü kayda geçirmek amacıyla 20 yayınevinin ortak girişimiyle basıldı. 1989’da “Kitabın Keyfi Başkadır” kampanyasıyla bu kez okumanın görev değil haz olduğu vurgulandı; koltuğunda kitap okuyan karga çizimini Mehmet Ulusel hazırladı. Böylece bu yıllar, Metis açısından hem kitabı kamusal baskılara karşı savunmanın hem de okuma kültürünü yeniden canlandırmanın dönemi olarak öne çıktı.
Metis’in Başlangıcı
Metis Yayınları 1982’de, 12 Eylül askeri darbesinin ardından düşünce ve kültür hayatının ağır baskı altında olduğu bir dönemde kuruldu. Kurucu ekip, üniversite yıllarında sosyal muhalefet hareketleri içinde yer almış 5-6 gençten oluşuyordu; amaçları araştırmayı, doğru bildiklerini sorgulamayı, tartışmayı ve öğrenmeyi sürdürebilecekleri kültürel ve siyasi bir odak yaratmaktı. Darbe sonrasında kitapların televizyon ekranlarında silahlarla yan yana bir suç unsuru gibi gösterilmesi, yayınevinin ilk yıllarındaki temel tavrı belirledi. “Yaşasın Kitap” sözü bu atmosfer içinde doğdu ve uzun yıllar kullanılan bir slogana dönüştü. Metis, kitabı korkulacak bir nesne olmaktan çıkarma, yeniden düşünmenin ve öğrenmenin aracı olarak savunma ihtiyacını ön plana aldı. 1987’ye kadar ağırlıklı olarak edebiyat dışı kitaplar yayımlayan yayınevi, bu tarihten sonra Türkçe ve çeviri edebiyat ürünlerini de programına kattı. Zaman içinde farklı alanlardaki kitaplar ayrı dizilerde toplanırken, yayıncılık Metis için ticari faaliyetin ötesinde bir düşünce ve iletişim biçimi olarak şekillendi.
Yayınevine dair diğer başlıklar
Metis’te Kim Kimdir?
Metis’in yayıncılık ve editoryal birikimini oluşturan isimleri; kurucu ortaklar, editörler, çevirmenler, tasarım ve yayın hazırlık ekipleri üzerinden daha yakından tanıyın.
Metis Ne Anlama Geliyor?
Metis kelimesinin kökeni ve yayınevi için taşıdığı anlam
Metis Dizileri
Edebiyattan bilime, düşünceden eleştiriye uzanan yayın dizileri.